Yayla Kılıç Gönen ve Fatma Karasu’dan ortak mesaj: Nice 100 yıllar görelim!

Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde düzenlenecek ilk yaya organizasyonu olarak tarihe geçecek olan 100. Yıl Cumhuriyet Kadınları Koşusu için Türk kadınları büyük bir heyecan yaşarken bu anlamlı organizasyonda boy gösterecek olan iki milli sporcumuz Yayla Kılıç Gönen ve Fatma Karasu ile hem duygularını hem hedeflerini konuştuk…

– Pazar günü (bugün) sadece kadın koşucuların yer alacağı bir organizasyona katılacaksınız. Bu size neler hissettiriyor?

Y.G: Bence kadınların ne kadar önemli, ne kadar değerli olduğunu gösterme adına önemli bir organizasyon olacak. Kadınlarımızı her zaman değerli kıldıkları için bu organizasyonları düzenleyenlere, Türk halkına minnettarız. Biz yurtiçinde ve yurtdışında kadınların gücünü gösterme adına her zaman yarışıyoruz. Kadınların gücü her şeye yeter.

F.K: Bizler bu tür yarışlara hep katılıyoruz. Ama bu farklı. Hem Cumhuriyetimizin 100. yıl coşkusunu yaşayacağız hem de Türk kadını ile beraber ter dökeceğiz.

– Atletizm sporun temel branşlarından biri. Sizlerin atletizme başlama hikayeniz nedir?

Y.G: Beni ilkokuldaki beden öğretmenim bu spora yönlendirdi. İstanbul’daydım ve şartlar çok zordu. Ama isteyince pes etmeden çalışınca her zorluğun üstesinden geliyorsunuz. Ben de pes etmedim ve çalıştım.

F.K: Ağrı’nın Patnos ilçesinde okuyordum. Dördüncü sınıfta okuldaki bir yarışmaya önlük ve terlik ile katıldım. Orada ikinci olunca beni Ağrı’ya çağırdılar. Orada da birinci oldum. Ardından beni Kamp Eğitim Merkezi’ne almak istediler. Ailem ilk başta karşı çıktı. Ama hem hocalarım araya girdi hem de benim ısrarım sonucu izin verdiler ve benim de spor hayatım başladı.

– Profesyonel sporcuysanız ve bir amaç uğruna spor yapıyorsanız çok yoğun temponuz oluyor. Sizler hiç şikayet etmiyor musunuz?

Y.G: Ben de açıkçası bazın ikilemde kalmıyor değilim. Biz kapalı bir yerde idman yapmıyoruz. Maraton koşucusuyuz ve 42 kilometre koşuyoruz. Hem mental hem de fiziksel olarak çok yıpratıcı bir durum. Bazen gücümün bittiği de oluyor. Ama yarıştığı yarışmalar, katılabileceğim maratonlar aklıma geliyor. İpi göğüslediğimiz an her şeye değiyor diyorum.

F.K: Zaman zaman çok zorlanıyoruz. Evde genel olarak kalamıyoruz. Eşlerimizi göremiyoruz. Çalışmalar bazen çok zorluyor. Hiçbir başarı kolay elde edilmiyor.

“OLİMPİYATA GİTMEK İSTİYORUZ”

– Atletizm bizim en çok madalya kazandığımız branşların başında geliyor. Peki sizin hedefleriniz neler?

Y.G: Önümüzde büyük bir yarışma var. Sevilla kentinde maraton düzenlenecek. Olimpiyat kotasına çok yakınım. Birtane maraton koşarsam Paris’e gidebileceğim. Her sporcunun hayallerini en az bir olimpiyat oyununa gitmek süsler. Benim de süslüyor tabii ki. Hedefim önce kota almak, ardından orada da yapabileceğim en iyi dereceyi elde etmek.

F.K: Tabii ki de olimpiyat hedefimiz var. Ben ve Yayla Türkiye’nin en iyi iki kadın maratoncusuyuz. Birçok yarışta ikimizde kürsüye çıkıyoruz. Hepimizin çok sayıda madalyası var. Üniversite Yaz Oyunları’nda dünya ikincisi ve üçüncüsü olduk. Bu gerçekten mutluluk verici haberler. Ama bu başarılara kolay ulaşılamıyor. Burada İbrahim Çeçen’e teşekkür etmemiz gerekiyor. Bize her zaman destek oldular. İkimizde olimpiyat kotası alabilirsek çok güzel olacak.

“BİRBİRİMİZE ÇOK DESTEK OLUYORUZ”

– Yarışmalara beraber mi hazırlanıyorsunuz. Üniversite Yaz Oyunları’nda biriniz 2., biriniz 3. oldu. Bu aranızda bir rekabet oluşturmuyor mu?

Y.G: Yarışmanın önemine göre, büyüklüğüne göre değişiyor. Derece yarışlarında iyiysek beraber gideceğiz diyoruz. Hangimizin temposu yavaşlarsa birbirimize destek oluyoruz. Mesela bir yarışta hangimiz o gün düşük performanstaysa hemen konuşuyoruz ve enerjisini yükseltmeye çalışıyoruz.

F.K: Aslında biz derece yarışlarında bile birbirimize destek çıkıyoruz. Yayla’nın da dediği gibi birbirimizin enerjisini yükseltmeye çalışıyoruz. İdmanlarda bile sürekli beraber olduğumuz için bazen içimden Yayla madalya almayacaksa ben de almayayım dediğim bile oluyor.

– Bakanlık, federasyon, sponsorlar, antrenörler… Çok büyük bir ailesiniz. Ama yaptığınız branş ferdi bir branş. Baskıyı nasıl yönetiyorsunuz?

Y.G: Biz bu süreci de güzel yönetiyoruz. Bir yarışmada iyi hissettiğim zaman, kesin kürsüye çıkabilirim diyorum. Ama tabii iş yarışmakla da bitmiyor bir de bunun hazırlık aşaması var. Orada da dediğimiz gibi birbirize destek oluyoruz.

F.K: Baskıyla başa çıkabiliyoruz ki ülkemize başarılar kazandırabiliyoruz, daha iyisini için çalışıyoruz. Psikolojik olarak tabii ki herkes gibi bizim de düştüğümüz, bırakmak istediğimiz anlar oluyor. Ama o madalyalar, bayrağımızı dalgalandırmak aklımıza geldiğinde bu bize yetiyor.

“MARATONUN ZORLUĞU BAŞKA”

– Tabii ki her kişiye yaptığı branş zordur. Peki sizce kısa mesafe koşusu mu daha zor, yoksa maraton mu?

Y.G: Bence 100 metre de, 200 metre de, engel yarışları hepsi çok farklı. Her yarışın kendisine göre stratejisi oluyor. Ama şunu belirtmek gerekiyor ki bizim branşımız maraton. Her şeyiyle çok farklı bir duygu. Dışarıdan bir insana sorsanız belki 42 kilometreyi arabayla gitmekte bile zorlanırım der. Ama biz bunu koşuyoruz. İdmanın, yarışın her şeyin psikolojik boyutu, fiziksel boyutu farklı oluyor. Bu yüzden maraton bence her branştan daha zor.

F.K: Biz o kadar uzun koşuyoruz ki, o sırada insanın kafasından birçok şey geçiyor. 42 kilometreyi tamamlayana kadar çok farklı duygular yaşıyorsunuz. Bazen fiziksel olarak düşüyorsunuz, kendinizi kaldırmanız gerekiyor. Saatlerce koşunca insanın aklına bir sürü şey geliyor gerçekten.

“SEVİLLA’DAKİ DERECEM İYİYDİ”

Yayla Kılıç Gönen’e, Sevilla Maratonu’ndaki derecesini ve Üniversiteler Yaz Oyunları’ndaki kürsüsünü sorduğumuzda şu cevabı aldık: “Sevilla maratonundaki derecem beni çok mutlu etti. Sonu biraz sıkıntılı oldu. 30 kilometreye kadar derecem gerçekten çok iyiydi. Ama sonra düşmeler başladı. Buna rağmen Sevilla’da yaptığım derece beni çok mutlu etti. Sonra biraz sakatlıklarla boğuştum. Tedavi süreci, toparlanma süreci derken bu zamana geldik. Şimdi tek hedefim olimpiyatlara gitmek.”

“HERKES İBRAHİM ÇEÇEN’E TEŞEKKÜR ETMELİ”

Bir röportajında ‘Herkesi Ağrı’ya bekliyoruz idman için. Buradaki parkur çok güzel’ diyen Fatma Karasu’ya bunun nedenini sorduk. Karasu, “Ağrı havası olsun, uzun mesafe için yeterli arazisi olsun. Çok güzel bir parkur var. Milli takım da kampını orada yapıyor” dedi. Burada araya giyen Yayla, “Ağrı’ya ilk gittiğimde gerçekten ‘burada ne yapıcam’ dedim. Köy gibi bir yerdi, çok fazla gelişmemişti. İş insanı İbrahim Çeçen, yöresine çok sahip çıkıyor, her şeyi yaptırıyor. Şu anda durum çok farklı. Konuk evleri var. İbrahim Çeçen Üniversitesi’nin bize sunduğu olanaklar çok fazla. Gerçekten bu konuda herkesin ona teşekkür etmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir